Çarşamba, Temmuz 05, 2006

35

Tutkuyla bağlanmak için birinin içine girmek değil, kendinin dışına çıkmak gerekir. (Altay ÖKTEM-İçimde Bir Boşluk Var)

Deli olmak kolay, saçma bilmek lazım. (Atasözü)

Cahit Sıtkı Tarancı`nın "yaş 35, yolun yarısı" gibi iyimser bir tahmin yaptıktan sonra, kalan yolun yarısını bile göremeden 46 yaşında hayata veda etmesi, Allah`ın şiirleri de yeterince ciddiye aldığının bir göstergesi değil midir?

Evlilik sapık ideolojisini, iyice kafasına yerleştirmiş bireylerin "benim artık kopmam lazım" noktasına gelinceye dek geçirdikleri evrime, sitemle ve hayretle karışık bir göndermedir...

a) Ruh ikizimi buldum. Bu çiftler yan masada kahve yudumlamaya çalışan bana ve çevresinde onları dinlemek zorundaki herkese eziyet bir muhabbet içindedirler. Hemen her konuda benzer düşüncede olmayı bir marifet sandıklarından, birbirlerinin konuşmalarını "ben de, ben de", "kedilere ben de bayılırım", "ne de çok ortak yanımız var" nidalarıyla keserler. Ortak sanılan yanların, öküzün ölmesi ile o kadar da "ortak" olmadığı anlaşılır ve tabi kardan hisseleri nispetinde pay alırlar. Beden ikizinizle karşılaştığınızda onunla yaşamaya çalışmak ne denli anlamsızsa, bu da o denli anlamsızdır.
b) Çok farklısın, çılgın seni! Yıllarca kendini didiklemiş ve aynada gördüğü kişiden sıkılmış bir insanın, farklı bir kişiliği görünce tüm değer yargılarının tepetaklak olması durumudur. Tüm insanların yaşama biçimlerinin benzer, düşüncelerinin aslında çok da farklı olmadığı saçma düşüncesine uzun yıllar kendini inandırmış bireylerde görebileceğimiz, temelde nevrotik bir duvara toslama hadisesidir. Kişi, ilk karşılaşacağı farklı kişiliğe aşık olma eğilimiyle donanmış, eğile eğile gezmektedir. Şanslı kişiliğin uzun uzadıya uğraşmasına gerek yoktur, arayış içindeki birey ruhuna ninniler söyleyecek pop starını aramaktadır. Pop star yaratmak kolaydır, bırakınız rahvan gitsindir artık.
c) Ya herro, ya merro! Taraflardan birinin olayı olmazsa olmaz noktasına sündürmesi sonucu, seve seve yapılan bir eylemdir. Daha fazla açıklamaya gerek görmüyorum.
d) Neden para vereyim? Bu dahiyane fikre ve üst bilince ulaşmış bireylerin, eve hizmetçi veya alışverişe sponsor bulma kaygısıyla gelip gelebilecekleri son noktadır. Evlilik bir ticarethanedir, girenler ve çıkanlar vardır. Herşey "gün sonu" alınmak üzere kaydedilir, bu sırada Bodrumdaki yazlık unutulmaz.
e) Ben bu ruhu eğitebilirim sanrısı. Hiçbir ruhu eğitemezsiniz, sadece "size öyle gelmektedir."
f) Yaşlanınca yanımda birisi olsun bakıcı psikozu. Bilinçsiz yatırım olarak özetleyebileceğimiz bu davranış biçiminde birey, yaşlanarak ve yatağında paşa paşa öleceği saçma düşüncesine kendisini inandırmış, Türkiye`de yaşadığını unutmuş gibidir.
g) Aşık oldum galiba! Ünlemle bitip, içinde soru işareti barındıran bir cümleden kimseye hayır gelmez ama biz gene de önyargılı olmayalım. Henüz tanımı bile yapılamamış, kimyası belirlenememiş, ot-bok ikileminde gidip gelen bu olgunun bağlayıcılığından şüphe duymayız hiçbirimiz. Gerçek şu ki; aşık olabilme potansiyeli her şartta sıfırın çok çok üzerindedir. Bu durumda ben "size güveniyorum" ya da başka bir deyişle "size hiç güvenmiyorum".
h) Artık daha bilinçliyim, olaylara daha soğukkanlı yaklaşabiliyorum. Evlilikte daha sıklıkla, ikinci veya "gold-plus" seviyesine ulaşmış bireylerde görülen meditasyon sonrası dinginlik ya da fırtına öncesi sessizlik halidir. "Bu sefer jubile yapıyorum galiba" duygusu egemendir. Ben dördüncü jübilesini yapan birini tanıyorum mesela.
i) Çevremde bekar kimse kalmadı, geç mi kalıyorum acaba? Evet, geç kalıyorsunuz, neye-nereye-kimlere geç kaldığınız konusunda söyleyebileceğim en kısa cümle aynı anda iki yerde olamazsınız elbette. O zaman yerim ben böyle quantum teorisini.
j) Çocuk istiyorum ne yapayım. Çocuk istiyor olmanız, yolda gördüğünüz her çocuğa "aman da aman ne şirinmiş" edasıyla sarkmanız, cocuğunun bir yabancı tarafından kurcalanmasını önemseyip önemsemediğini buradan ve henüz bilemediğimiz anne tarafından bile hoşgörülebilir belki. Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim: Hayatınızın merkezine oturttuğunuz bu sabit fikri, normal şartla altında ve 1 atmosfer basınçta, "anne/baba olmak istediğiniz kadar karı/koca olmak da istiyor musunuz?" rahatsız edici sorusuyla takviye etmenizde fayda var. Sizi kutsal amacınıza götüren yol, az biraz şose olabilir.
k) Yukarıdakilerin hepsinden azıcık ya da hiçbiri. Hiçbiriyse bu kadar deli saçmasını boşuna okudunuz ama hepsiyse allah bi yastıkta kocatsın!

IT sektöründe "pdf-man" diye bir terim vardır. "Pratikte hiçbir tecrübesi olmadığı halde, sadece ürünlerin broşür ve teknik dokümanlarını okuyarak o ürünleri bildiğini ve bu konuda ahkam kesmeye yetkili olduğunu sanan insan profili" şeklinde özetleyebilirim. Mutfağa hiç girmemiş ahçı, hayatında futbol oynamamış futbol eleştirmeni, yüzme bilmeyen su topu hakemi ve hemen her gün hayatımızın kirişlerine teğet geçen, "yaşamak" nedir bilmeyen ancak yaşamın size getirdiği olumlu-olumsuz her yeni durumla ilgili en az bir fikri ya da yargısı olanlar, aynı kalkındırma ve güzelleştirme derneğine üyeler. "Bir konu hakkında yorum yapmak için illa ki o veya benzerini yaşamış olmak gerekmez, tecrübelerden ders alınabilir, teoriden pratiğe giden bir yol mutlaka vardır ve o yoldan üstü açık bir arabayla, fazla da basmadan 4 saatte inilebilir güzel yarınlara" fikrine bizim onları tersine asla ikna edemeyeceğimiz kadar inanmışlardır. Oysa onların yaşadığı hiçbir anı bana ait değildir. Elin tecrübesiyle gerdeğe girmeye kalkıp, bunları genel geçer kurallarmış gibi size dayatmaya çabalayan, bilmişlik taslamayı kendine görev edinmişlere, benim de naçizane bir çift lafım olacaktır: Boşuna yormayın kendinizi, siz giderken ben dönüyordum!

Boş bir kağıdın ince damarlarında akan kandır belki kaybettiğiniz anneniz, babanız, dedeniz, bir uzak akraba ya da sevgiliniz. Bir bitkinin köklerinden hayat bulmuş, sızmıştır bu kağıda şüphesiz. En ölçülü reenkarnasyon bu değil midir sizce de. Üzerinde hiçbirşey yazmasa da, sırf bu yüzden belki, bütün kağıtları seviniz!

Perşembe, Haziran 15, 2006

Karate Kid

- Ey hayat o kadar çok yaraladın ki bizi. Üstelik adil bir dövüşte olmadı çoğukez, bel altına vurmaktan hiç çekinmedin kazanmak uğruna. Hep tedirgindik ve mücadele etmeden olmuyordu hiçbirşey, hiç saha avantajımız olmadı bizim ya da hükmen galip gelemedik koca bir ömürde, ertesi gün hangi göllere dökülecek akarsularımız, bilemedik hiç. Sabahın alacasında çalan telefonlar kalbimizi tekletti, gidilen yollar dönülmeyebilir kuşkusunu barındırdı içinde gizliden, başkasının başına gelebilecek şeylerdi hep onlar, bizim ağzımızda eğreti dururdu, şimdi düşünmemeliydik bunları, nerden aklımıza geliyordu kimbilir. Rahat bırakmadın hiç zihinlerimizi, sinirlerimizi, ayaklarımızı, ellerimizi. Sen kazandın işte yine, yaralıyız hepimiz ve karşı koyacak gücümüz kalmadı hiç. Gel, gel de yap artık son vuruşunu, kollarımızı açtık bekliyoruz bak!

- Pollyanna seni optimist fahişe. Ormanda tecavüze uğradığında da aynı yorumları yapabilecek misin çok merak ediyorum. En azından pozisyon sayısının azlığı bir teselli olabilir mi senin için "Bu işte de vardır bir hayır" sado-mazo felsefenin çökmesi için başınıza gelebilecek en büyük felaket nedir ve ondan sonra size artık "siz" diyebilir miyiz? İnsanın başına gelebilecek en büyük felaket; ancak bir sarışında bulunabilecek eşsiz kavrayış ve salak dinginlik haliyle kendi F-Tipinde mutlu mesut yaşamasıdır ve beynimizi hiç zorlanmadan tahmin edebileceğimiz gibi bunda hiç bir "hayır" yoktur!

- Sıradanlık aldı yürüdü. Bu sıradanlığı kamufle etmenin en kolay yolu, anlaşılmaz bir giz perdesine bürünmek. Anlaşılamayan yukarıdadır, üstündür ezikliğiyle hiç de haketmeyenelere saygılar sunuyoruz. Böyle güzel bir tespitle, "Ağır ol da molla desinler", şiar edinmek için doğru seçilmiş bir atasözü elbette. İçinde biriktirdiği patlamaya hazır soru ile panelde kıvranan ama salaklık bildirisine gerek yok korkaklığıyla, o eli asla yukarı kalkmayan ve kalkması da mümkün olmayan bir ordunun neferleriyiz. Ağırız biz, molla demeseler de olur!

- Ünlü varoluşçu Jean Paul Satre evrensel ve eşsiz felsefe kitabında bireyler için özetle "herkes kendi olduğundan sorumludur" demektedir. Bu felsefenin doğruluğunu kabul edersek ortaya ilginç insan profilleri çıkıyor ve bunların tamamen kendi yaratıcılıkları olması en azından bir "helal olsun sanayı" hakediyor!
Gerçekten de "olduğumuz kişiden" sorumlu muyuz? Cevaplanması çok güç bir soru bu. Mesela beni ele alırsak, "şu andaki ben"den hiç memnun değilim. Felsefenin beni en çok zorlayan yanı şu ki; şikayet merci de kendimim. Kimi kime şikayet ediyorum; torpil geçmem kaçınılmaz bu durumda. Satre abim, doğuştan gelen dezavantajların nasıl aşılacağına dair hiçbir kelam etmezken sadece ruhsal ve entellektüel durumumuza gönderme yapıp suya sabuna dokunmadan ortada kuyu var yandan geçmektedir. Temel felsefe olarak zorlukları aşmak için mücadele etmenin ve kendine yatırım yapmanın gerekliliğini kabul etmekle birlikte, "hıyar" olmayı seçmiş birine ne kadar sevecen davranabilirim onu düşünüyorum songünlerde kara kara...

Salı, Haziran 06, 2006

Kaç yumurta kaynatabilirsin?

- Öğrenci seçme ve yerleştirme merkezi sadece ismiyle bile amacını yeterince belli etmiyor mu, yoksa ben mi çok fesatım ?
- Yıllarca sinir olduğum, hiç araba geçmezken her ne hikmetse sonradan semtin en işlek caddesi haline gelen sokakta binbir güçlükle duraksayarak oynadığımız maça, ellerinde alışveriş torbalarıyla dalan, birkaç kişiyi hiç de zarif olmayan hareketlerle çalımladıktan sonra kaleciyle karşı karşıya kaldığı anda öküz gibi abanarak, topu zaten yokuş aşağı uzanan sahanın en dibine şandelleyenlerin yaşındayım nihayet. O günlerde büyüyünce bu iğrenç amcalardan olmayacağıma dair kendi kendime söz vermiştim. Ama şimdi iyi bir top gelirse dayanamam gibi geliyor ?
- Her kıyı, biraz da karşı kıyıdır aslında...
- Doktor hastasına 3 dakika ömrü kaldığını söyler. Hasta şaşkın haykırır "ne diyorsun doktor, 3 dakikada ne yapılır?", doktor gülümseyerek cevap verir "yumurta kaynatabilirsin." Komik mi? Bence değil, sence de değilse neden sürekli geri kalan hayatımda kaç adet yumurta kaynatabilirim diye hesaplıyorsun?
- Hugo oyununda bir efsane haline gelmiş, kaybettikten sonra Hugo' nunda .... koyiiim, senin de .... koyiiim lafını söyleyen çocuğun yüzünü görmek kısmet olmadı hiç. Venezuellada yaşanan gelişmeler sonrası, bu olay her aklıma geldiğinde nedense o çocuğun yüzünde corç dabilyu buşu görüyorum. Normal olsa gerek :)
- İki değişkenli ilişki fonksiyonunda değişkenlerden biri (adıyla çelişme pahasına) sabitse o fonksiyonun sürekli olma ihtimali yoktur, ikisi de sabitse fonksiyona gerek yoktur.
- Sevdiklerimden sevmediklerimi çıkarınca ben kalsam keşke...
- Prag havaalanında -tesadüfen- sevgili Haydar Dümen hocamızla beraber valizlerimizin gelmesini bekliyorduk ama bir türlü gelmiyordu allahsız valizler. Uzunca bir süre bekledikten sonra, "hocam valizlerimiz geç geliyor yoksa bizde bir sorun mu var" diye boktan bir espri yapmamak için kendimi sıktığımı hatırlıyorum. Bunu niye anlattım şimdi? Keşke hiç sıkmasaymışım, görüyorum ki komik olamayacakmışım zaten, bu kalibrede ciddi soru soran adam varmış memlekette...

Pazartesi, Haziran 05, 2006

Döndümse vatanıma döndüm...

Bütün ODTÜ ıslanıyordu, payımıza düşeni alıyorduk, yüzlerce kişi hep bir ağızdan söylüyorduk, ıslak ıslaktık, hiç bu kadar ıslanmamıştık ve hiç olmadığı denli ıslanmak istiyorduk, susmayalım diyorduk, yer ve gök birleşmişti biz tam çizgide duruyorduk. Islaktık, ıslanıyorduk ve daha çok ıslanmak istiyorduk...

Gecenin nemimi düşmüş gözlerine
Ne olur ıslak ıslak bakma öyle
Saçını dök sineme derdini söyle
Ne olur ıslak ıslak bakma öyle

Sürerim buluttan tarlaları
Yağmurlar ekerim göğün göğsüne
Güneşte demlerim senin çayını
Yüreğimden süzer öyle veririm
Ben feleğin şu çarkına çomak sokarım
Ben feleğin tekerine çomak sokarım
Yeter ki ıslak ıslak bakma öyle

CEM KARACA

Çarşamba, Mayıs 31, 2006

Önde zeytin ağaçları arkasında yar...

Zeytin ağaçlarından aşağı doğru masmavi nefis bir koy uzanıyor altımızda. Kerpiç-ahşap karışımı bir evde halen şaşkın bir erkek, rengini de birlikte seçmiş belli ki o çok sevdiği karısıyla. Yıllarca mutlu, gözgöze, birbirlerinin içinde eriyerek geçirmeyi düşündükleri bir ömrün son durağındalar şimdi. Bahçedeki tahta masanın utangaç bacaklarını örten ince bir muşamba. Bahçenin köşesine atılmış kuyunun, arkasına aldığı dağdan biriktirdiği su belli ki eşlik edecek bir rakıya dost meclisinde. Dostlarla sohbet ve muhabbetle geçirilecek deniz esintili, zeytin ağaçlı ve kekik kokulu akşamlar hicaz makamında başka bir hayata devredilmek isteniyor acı ve çaresizlikle. Kapı aralığından göz atıldığında beraber çektirilmiş bir resmin süslediği sade çerçeveyi kaldırmaya kimsenin gücü yetmemiş. Küskün duvarlar anılarla ümitlerin arasına set çekmiş. Ve emlakçının sesi uğuldarken kulaklarımda, koşarak uzaklaşmak istiyorum oradan, dayanacak gücüm kalmamış güzelliklerin böyle sahipsiz kalmasına! O günden beri, yitip gitmiş her aşkın fonuna o evi koyuyorum!

Salı, Mayıs 30, 2006

Mecaz ve Hicaz

- Amerika Florida`da yaşayan bir muhasebecinin Moğolların büyük kağanı Cengiz Han soyundan geldiği iddiası, DNA testleri sonrası büyük benzerlikler olduğuna dayandırılarak kanıtlandı. Biz de dünyadaki herkes aslında Türk diyoruz, Moğollar da aynı tezle çıkarsa görün bakalım neler olacak, üstelik onların bizden farkı, ellerinde kanıt var!
- Düşmanınız hata yaparken rahatsız etmeyin!
- Paradigma, konjöktör, düzlem, ironi, boyut, statüko ve indirgemek kelimelerini aynı yazı içinde gelişigüzel kullandığınızda aslında kimsenin ne demek istediğinizi anlamadığı ama herkesin anlamış gibi davranacağı edebi bir metin elde etmiş olursunuz. Bazı arkadaşların yazdıklarını okurken, "ben yazarken bu ve benzerlerini o kadar sıradan kullanırım ki sizin anlamanız, benim yazın sanatına yaptığım katkıdan daha önemli olamaz" şizo düzeyine ulaştıklarını düşünüyorum. Anlamlarını bilmediğimden değil, anlamak istemediğimden sanırım!
- Kadın ve erkeğin evrensel dansı hiç bitmeyecek. Merak bu işin mayası, ego dürtüsü olacak. Dön baba dönelim...
- Mecaz peşinde koşmakla başladı herşey ve hicaz peşrevine ulaşıldı bir söğütün serin gölgesinde...
- Ne kadar uğraşırsam uğraşayım bilge-ferrari arasındaki bağı kuramıyorum. Tavuk-Yumurta paradoksu bile bilimsel olarak çözülmüşken, bir de bu çıkmasın lütfen. Bilge olmak için ferrariyi satmak gerekmediği gibi 'hele ikinci el piyasası bu durumda iken' ferrariyi satmak da bilgeliğe uzanan o engebeli yolda sizi taşıtsız bırakmaktan başka bir işe yaramaz. Konuyu bir 4x4 ile ilişkilendirmek çok daha hazin olurdu elbette...

Perşembe, Mayıs 25, 2006

Can Baba Anısına...

Kovalamayin beni yataga
Hiç uykum yok
Daha lafınıza karışacağım
Ortalığı dağıtacağım
Televizyonu kapatacağım
Ayçiçeği resmi yapacağım daha
Başparmağıma şiir okuyacağım
Islık çalacağım
Daha çok işim var
Gecenizi karartacağım
Kütahya vazonuzu kıracağım
Vakitsiz yatırmayın beni
Daha çok erken

Can YÜCEL

A4

- Öldürmeyen Allah öldürmüyor ama süründürüyor, buna ne buyrulur?
- Süreleri birbirinden farklı iki ömrün birleşmesi bence hiç adil değil!
- Ruhların tekamülü diye birşey olamaz, daha önceki ruhların yaptığı salaklıkları biz şimdi yapmıyormuyuz yani, bence fazlasını yapıyoruz, Allah eğer bunun için bekliyorsa bence daha çok bekler!
- Zevk yoksunu Amerikalılar o muhteşem arabaları nasıl yapmış hiç anlamıyorum. Bizim niye yapamadığımız konusuna gelince ben herşeyi çok kolay zannediyorum benim de sorunum bu, Türk olmamdan kaynaklanıyor sanırım :)
- Universitede kız arkadaşımla aynı evi paylaşan (paylaşan demek pek doğru değil aslında, eve uğramıyor sadece kiraya ortak oluyordu) kızcağızın bir gün salona iki A4 dolusu isim yazdığı kağıtları yapıştırdığına tanık olmuştum. "Bu nedir" diye sorduğumda yattığı erkeklerin isimleri olduğunu söylemişti. O zamana kadar bir A4`e kaç isim yazılabileceğini de denememiştim açıkcası. Bu skor meselesinin neden bazıları için bu kadar önemli olduğu konusu üzerinde de pek kafa yormadım o zamanlar. Aslında kafaya takılacak bir konu da değil bence, insanın kendi vücudunu istediği gibi kullanma özgürlüğü olmalı tabi ki, ancak vücudu kullanırken asıl gerekli olanı -ruhu- incittiğini insan çok sonra farkediyor ve ruhunuz size bir kez darıldımı barışmak artık bir sonraki reenkarnasyona kalıyor maalesef.
- Bir ilahiyatçı süperbilgisayara sormuş "Tanri var mı?", Bilgisayar bunu söylemek için işlemci gücünün yetersiz olduğunu dünyadaki diğer süperbilgisayarlara bağlantısını sağlarsa belki söyleyebileceğini belirtmiş. Bağlantı sağlanmış ancak işlemci gücü yetmemiş gene, daha sonra sırayla dünyadaki tüm anabilgisayarlara, iş istasyonlarına, kişisel bilgisayarlara, digital saatlere, mikrodalga fırınlara, cep telefonlarına ve tüm elektronik cihazlara bağlanmış, ilahiyatçı tekrar sormuş "Tanrı var mı?", bilgisayar cevap vermiş "Artık var!"

The Art of Doing Nothing

- "The Art of Doing Nothing" bilinçli yapıldığında tadından yenmez :)
- Sarı rakı olur mu abicim saçmalamayın artık lütfen yaa!
- Beynimdeki "Alpha" dalgalarını arttırmaya çalışıyorum ama demekle artacak gibi görünmüyor, artmadığına inandığımda sinirleniyorum ve böylece inat bir şekilde "Beta" dalgaları artıyor. Al sana şimdi durup dururken stress hali. Ne oldu, rahatladık, bırak allahaşkına yaa!
- Zamanımızın az olduğunu farkettiğimiz içinmi insanlar hakkında bir yargıya, "seni artık tanıyorum" duygusuna çok çabuk ulaşıyoruz. Bir davranış, bir cümle, verilmeyen bir borç, alınmayan bir selam, hatta bazen bir bakış sonuca o kadar çabucak ulaştırıyorki bizi. Birbirimiz hakkında düşünmek bile fazlalık geliyor, birini tanımak için yeterince zamanımız yok, daha başkaları hakkında yargılara varacak onları sevecek ya da hiç sevmeyeceğiz ama tüm bunları çok hızlı yapmalıyız acelemiz var bizim, yetişeceğimiz bir yer var sanırım da oranın neresi olduğu konusu biraz tartışmalı...
- Katlanma sorunum var benim. "Katlanma Sanatı" diye bir öğreti var mı acaba?
- Yaşamda gidiş yolundan puan alınamıyor maalesef, hayat sonuç odaklı bir eyleme dönüşüyor zamanla. Halbuki gidiş yolu sondaki hedeften daha anlamlı ve estetik olabiliyor bazen!

Sana kahraman olmadığımı düşündüren nedir?

- Bir gruba, bir derneğe, bir takıma, birine ait olma duygusu, doğarken yalnız ve ölürken yalnız olduğu kulağına fısıldanan insan oğlunun bu duygusunu, bilincinin derinliklerine iteleyerek üzerini örtmek için kullandığı muşamba mıdır?
- Her tatmin "EL"le tatmindir. (Altay Öktem- İçimde bir boşluk var)
- "Lucid Dreaming" diye bir kavram var. Rüyadayken rüyada olduğunu bilmek -uyanıklık hali- diye özetlenebilir. Bu konuda oldukça araştırma var. Matrix tadında bir olay bence. İşte bunu yapmaya başladığımızda gerçekten "seçilmiş kişiler" olacağız!
- Donnie Darko` nun şirinler ve şirine konusundaki yorumları muhteşemdir.
- İnsanların para kazanma hırsının sonu var mı çok merak ediyorum. Kazanılan her para bir sonraki için temel oluyor sanki. Jenga diye tahtaları üst üste koyarak yüksek küleler yapma oyununa benziyor bazılarının hayatı, tam bitirdim kuleyi derken işgüzarın birisi gelip devirmese bari.
- Türkiye` nin hainler ve ispiyoncular cenneti olmasının bir sonucu olarak yakında bize de "Demokrasi" gelir sanırım!

Nihilist olasım gelir...

- Deniz dibinde görüp görebileceğiniz en güzel mavi var, bunu size garanti ediyorum.
- İyi bir müzik dinlerken alınan zevk orgazma yakın olabilir!
- İnsanı uyuşturan şeylerin kendini iyi hissettirmesi nedendir? Uyuşmuş beyinler daha mı mutlu? Burdan birşeylerin bilincinde olmanın insana kendini kötü hissettireceği anti-tezine ulaşmak mümkün müdür?
- Farklı olmak yetmiyor diğer farklı olanlardan daha farklı olmak gerekiyor. Farklılıklar bile aynı olmamalı yoksa farklı olamazlar degil mi?
- "Kelebek Etkisi" aslında ilk olarak meterolojide kullanılan bir deyim. Japonya'da kanat çırpan kelebeğin Amerika kıtasında yarattığı kasırgadan söz ederken hiçbir kelebeğin kendi yarattığı kasırgayı görecek kadar yaşamadığını da atlamayalım lütfen! İnsanda bu imkanımız var neyseki :(
- Nihilist olasım gelir, düşünmek yoruyor insanı!
- Her iyilik bir gün cezasını bulur lafı güzel.
- Geçenlerde Tımarhaneye gittim. Gidince farkkettiğim ilk şey oranın adının gereksizce ve saçma bir şekilde Tımar-Hane olması. Onlar at değil diye düşünüyor insan! Diğer farkettiğimse, giyim kuşam serbest olduğundan ziyarete gelenlerle, "deli" leri birbirinden ayırt edemiyorsunuz. Hastane yönetimine şikayet edeceğim. Bizi böyle filtreli dertlere zerk etmesinler, kim akıllı kim deli daha kesin çizgilerle ayrılsın.Biz "akıllılara" yardımcı olsunlar. En azından yakalarına kırmızı bir karanfil takabilirler. Dışarıdaki durum ise benim bünyemin kaldırabileceğinin çok ötesinde ve bir şikayet merci bulamıyorsunuz maalesef!
- Son zamanlarda yazılan şarkı sözlerini tuvalette yazabilirim gibi geliyor bana ama ben tuvaleti daha verimli değerlendirdiğimi düşünüyorum :)

Dekoratif durdu ...

- Evlilik aşkı öldürüyor mu? Aşk öldürülebilir birşey değil ki en fazla gömülebilir, o nu da derin kazmak lazım!
- "Grave digger, dig my grave shallow, so I can feel the rain" şarkısına bayılıyorum, öldüğümde hala hissedebileceğimi bilmek belki de beni rahatlatıyordur bilemiyorum ama güzel şarkı :)
- Bir şeyin-kişinin değeri onun için nelerden vazgeçtiğinle ölçülür. Bingooooo, tam da diyeceğim buydu, Cehenneme Övgü :)
- Tarihteki her olay eğer ipe atılmış milyarlarca düğümden biriyse, bu düğümlerden bir kazak çıkacağını kimse garanti edemez!
- "Deli olmakla dahi olmak arasında çok ince bir çizgi vardır" denir ya hep, pekçoğumuz için o çizgi ufuk çizgisi kadar uzak!
- Dünyada herkese göre elbise vardır bence, yoksa da dikilebilir sanıyorum.
- Ölümden ders alınabilir mi? Ölümün olduğunu herkes bilirken bunu gerçekten idrak etmek için illaki birini toprağın altına ittirip üzerine toprak atmak mı gerekir?
- Ömrümün geri kalanı ne kadar acaba?
- Keşfedilen her şey, yapılan her spor, okunan her kitap, gidilen her yol kendimizi diğerlerinden farklı kılmak içinse serbest pazar ekonomisinden ne farkı var bunun? Bu işin geleceği nokta herkes kendisi icin yaşar bence, kimseyi kandırmaya gerek yok, yalnızız ve sadece biz varız, yalnız doğduk, yalnız yaşadık, yalnız öleceğiz!
- Eski değerlerin kalmadığından dem vuranlar aynı zamanda toplumların gelişmesi için anlayış, hoşgörü ve açık fikirlerin serbestçe dolaşımda olmasını da savunuyorlar, bu ikiyüzlülük ya da kendini bilmezlik değil de nedir?

Salı, Mayıs 23, 2006

Tom Waits ve Dude

- "Taşları bağlamışlar köpekler ortada" lafı güzelmiş yeni duydum.
- Hırsız-Polis dizisinde Uğur Yücel oyunculuk dersi veriyor, milliyetçilikse milliyetçilik yapıyor olayım. Böyle değerlerimizden dünyanın haberi olmaması onlar icin gerçekten büyük kayıp. Erol Günaydın' a ise söyleyecek kelime bulamıyorum, muhteşemle yetineyim bari...
- Her "IT" sektöründe çalışanın deniz kenarı bir tatil kasabasında balık tutup rakı içerek hayatının geri kalanını dostlarıyla geçirme hayali var mıdır? Bence çoğunun vardır. Ancak ben o insanlardan kaçıyorum biraz da o halde nasıl olacak bu iş?
- Tom Waits ile Big Lebowski(Dude) arasında nasıl olupta bir bağlantı kurabiliyorum. Acaba bu bağlantıya giden yol benim üzerimden geçiyor da ortak nokta sadece bu mu?
- Neden insanlar "amac bir yerden biryere gitmek" diyerek araba kullanmanın da bir zevk olabileceğini ve bunu yapmak için seçtiğin nesnenin biraz da sana bu zevki tattırmak için var olduğu gerçeğini gözardı ederler. Her zaman amaç mı önemlidir, yoksa o amaca giden yol da size birşey ifade eder mi?
- Riyakarlık ve yalakalık çağın hastalığı diyemiyorum, çünkü dünya kurulduğundan beri var ancak son günlerde yükselen değer diyebilirim!