Çarşamba, Temmuz 05, 2006

35

Tutkuyla bağlanmak için birinin içine girmek değil, kendinin dışına çıkmak gerekir. (Altay ÖKTEM-İçimde Bir Boşluk Var)

Deli olmak kolay, saçma bilmek lazım. (Atasözü)

Cahit Sıtkı Tarancı`nın "yaş 35, yolun yarısı" gibi iyimser bir tahmin yaptıktan sonra, kalan yolun yarısını bile göremeden 46 yaşında hayata veda etmesi, Allah`ın şiirleri de yeterince ciddiye aldığının bir göstergesi değil midir?

Evlilik sapık ideolojisini, iyice kafasına yerleştirmiş bireylerin "benim artık kopmam lazım" noktasına gelinceye dek geçirdikleri evrime, sitemle ve hayretle karışık bir göndermedir...

a) Ruh ikizimi buldum. Bu çiftler yan masada kahve yudumlamaya çalışan bana ve çevresinde onları dinlemek zorundaki herkese eziyet bir muhabbet içindedirler. Hemen her konuda benzer düşüncede olmayı bir marifet sandıklarından, birbirlerinin konuşmalarını "ben de, ben de", "kedilere ben de bayılırım", "ne de çok ortak yanımız var" nidalarıyla keserler. Ortak sanılan yanların, öküzün ölmesi ile o kadar da "ortak" olmadığı anlaşılır ve tabi kardan hisseleri nispetinde pay alırlar. Beden ikizinizle karşılaştığınızda onunla yaşamaya çalışmak ne denli anlamsızsa, bu da o denli anlamsızdır.
b) Çok farklısın, çılgın seni! Yıllarca kendini didiklemiş ve aynada gördüğü kişiden sıkılmış bir insanın, farklı bir kişiliği görünce tüm değer yargılarının tepetaklak olması durumudur. Tüm insanların yaşama biçimlerinin benzer, düşüncelerinin aslında çok da farklı olmadığı saçma düşüncesine uzun yıllar kendini inandırmış bireylerde görebileceğimiz, temelde nevrotik bir duvara toslama hadisesidir. Kişi, ilk karşılaşacağı farklı kişiliğe aşık olma eğilimiyle donanmış, eğile eğile gezmektedir. Şanslı kişiliğin uzun uzadıya uğraşmasına gerek yoktur, arayış içindeki birey ruhuna ninniler söyleyecek pop starını aramaktadır. Pop star yaratmak kolaydır, bırakınız rahvan gitsindir artık.
c) Ya herro, ya merro! Taraflardan birinin olayı olmazsa olmaz noktasına sündürmesi sonucu, seve seve yapılan bir eylemdir. Daha fazla açıklamaya gerek görmüyorum.
d) Neden para vereyim? Bu dahiyane fikre ve üst bilince ulaşmış bireylerin, eve hizmetçi veya alışverişe sponsor bulma kaygısıyla gelip gelebilecekleri son noktadır. Evlilik bir ticarethanedir, girenler ve çıkanlar vardır. Herşey "gün sonu" alınmak üzere kaydedilir, bu sırada Bodrumdaki yazlık unutulmaz.
e) Ben bu ruhu eğitebilirim sanrısı. Hiçbir ruhu eğitemezsiniz, sadece "size öyle gelmektedir."
f) Yaşlanınca yanımda birisi olsun bakıcı psikozu. Bilinçsiz yatırım olarak özetleyebileceğimiz bu davranış biçiminde birey, yaşlanarak ve yatağında paşa paşa öleceği saçma düşüncesine kendisini inandırmış, Türkiye`de yaşadığını unutmuş gibidir.
g) Aşık oldum galiba! Ünlemle bitip, içinde soru işareti barındıran bir cümleden kimseye hayır gelmez ama biz gene de önyargılı olmayalım. Henüz tanımı bile yapılamamış, kimyası belirlenememiş, ot-bok ikileminde gidip gelen bu olgunun bağlayıcılığından şüphe duymayız hiçbirimiz. Gerçek şu ki; aşık olabilme potansiyeli her şartta sıfırın çok çok üzerindedir. Bu durumda ben "size güveniyorum" ya da başka bir deyişle "size hiç güvenmiyorum".
h) Artık daha bilinçliyim, olaylara daha soğukkanlı yaklaşabiliyorum. Evlilikte daha sıklıkla, ikinci veya "gold-plus" seviyesine ulaşmış bireylerde görülen meditasyon sonrası dinginlik ya da fırtına öncesi sessizlik halidir. "Bu sefer jubile yapıyorum galiba" duygusu egemendir. Ben dördüncü jübilesini yapan birini tanıyorum mesela.
i) Çevremde bekar kimse kalmadı, geç mi kalıyorum acaba? Evet, geç kalıyorsunuz, neye-nereye-kimlere geç kaldığınız konusunda söyleyebileceğim en kısa cümle aynı anda iki yerde olamazsınız elbette. O zaman yerim ben böyle quantum teorisini.
j) Çocuk istiyorum ne yapayım. Çocuk istiyor olmanız, yolda gördüğünüz her çocuğa "aman da aman ne şirinmiş" edasıyla sarkmanız, cocuğunun bir yabancı tarafından kurcalanmasını önemseyip önemsemediğini buradan ve henüz bilemediğimiz anne tarafından bile hoşgörülebilir belki. Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim: Hayatınızın merkezine oturttuğunuz bu sabit fikri, normal şartla altında ve 1 atmosfer basınçta, "anne/baba olmak istediğiniz kadar karı/koca olmak da istiyor musunuz?" rahatsız edici sorusuyla takviye etmenizde fayda var. Sizi kutsal amacınıza götüren yol, az biraz şose olabilir.
k) Yukarıdakilerin hepsinden azıcık ya da hiçbiri. Hiçbiriyse bu kadar deli saçmasını boşuna okudunuz ama hepsiyse allah bi yastıkta kocatsın!

IT sektöründe "pdf-man" diye bir terim vardır. "Pratikte hiçbir tecrübesi olmadığı halde, sadece ürünlerin broşür ve teknik dokümanlarını okuyarak o ürünleri bildiğini ve bu konuda ahkam kesmeye yetkili olduğunu sanan insan profili" şeklinde özetleyebilirim. Mutfağa hiç girmemiş ahçı, hayatında futbol oynamamış futbol eleştirmeni, yüzme bilmeyen su topu hakemi ve hemen her gün hayatımızın kirişlerine teğet geçen, "yaşamak" nedir bilmeyen ancak yaşamın size getirdiği olumlu-olumsuz her yeni durumla ilgili en az bir fikri ya da yargısı olanlar, aynı kalkındırma ve güzelleştirme derneğine üyeler. "Bir konu hakkında yorum yapmak için illa ki o veya benzerini yaşamış olmak gerekmez, tecrübelerden ders alınabilir, teoriden pratiğe giden bir yol mutlaka vardır ve o yoldan üstü açık bir arabayla, fazla da basmadan 4 saatte inilebilir güzel yarınlara" fikrine bizim onları tersine asla ikna edemeyeceğimiz kadar inanmışlardır. Oysa onların yaşadığı hiçbir anı bana ait değildir. Elin tecrübesiyle gerdeğe girmeye kalkıp, bunları genel geçer kurallarmış gibi size dayatmaya çabalayan, bilmişlik taslamayı kendine görev edinmişlere, benim de naçizane bir çift lafım olacaktır: Boşuna yormayın kendinizi, siz giderken ben dönüyordum!

Boş bir kağıdın ince damarlarında akan kandır belki kaybettiğiniz anneniz, babanız, dedeniz, bir uzak akraba ya da sevgiliniz. Bir bitkinin köklerinden hayat bulmuş, sızmıştır bu kağıda şüphesiz. En ölçülü reenkarnasyon bu değil midir sizce de. Üzerinde hiçbirşey yazmasa da, sırf bu yüzden belki, bütün kağıtları seviniz!

Hiç yorum yok: