Perşembe, Haziran 15, 2006

Karate Kid

- Ey hayat o kadar çok yaraladın ki bizi. Üstelik adil bir dövüşte olmadı çoğukez, bel altına vurmaktan hiç çekinmedin kazanmak uğruna. Hep tedirgindik ve mücadele etmeden olmuyordu hiçbirşey, hiç saha avantajımız olmadı bizim ya da hükmen galip gelemedik koca bir ömürde, ertesi gün hangi göllere dökülecek akarsularımız, bilemedik hiç. Sabahın alacasında çalan telefonlar kalbimizi tekletti, gidilen yollar dönülmeyebilir kuşkusunu barındırdı içinde gizliden, başkasının başına gelebilecek şeylerdi hep onlar, bizim ağzımızda eğreti dururdu, şimdi düşünmemeliydik bunları, nerden aklımıza geliyordu kimbilir. Rahat bırakmadın hiç zihinlerimizi, sinirlerimizi, ayaklarımızı, ellerimizi. Sen kazandın işte yine, yaralıyız hepimiz ve karşı koyacak gücümüz kalmadı hiç. Gel, gel de yap artık son vuruşunu, kollarımızı açtık bekliyoruz bak!

- Pollyanna seni optimist fahişe. Ormanda tecavüze uğradığında da aynı yorumları yapabilecek misin çok merak ediyorum. En azından pozisyon sayısının azlığı bir teselli olabilir mi senin için "Bu işte de vardır bir hayır" sado-mazo felsefenin çökmesi için başınıza gelebilecek en büyük felaket nedir ve ondan sonra size artık "siz" diyebilir miyiz? İnsanın başına gelebilecek en büyük felaket; ancak bir sarışında bulunabilecek eşsiz kavrayış ve salak dinginlik haliyle kendi F-Tipinde mutlu mesut yaşamasıdır ve beynimizi hiç zorlanmadan tahmin edebileceğimiz gibi bunda hiç bir "hayır" yoktur!

- Sıradanlık aldı yürüdü. Bu sıradanlığı kamufle etmenin en kolay yolu, anlaşılmaz bir giz perdesine bürünmek. Anlaşılamayan yukarıdadır, üstündür ezikliğiyle hiç de haketmeyenelere saygılar sunuyoruz. Böyle güzel bir tespitle, "Ağır ol da molla desinler", şiar edinmek için doğru seçilmiş bir atasözü elbette. İçinde biriktirdiği patlamaya hazır soru ile panelde kıvranan ama salaklık bildirisine gerek yok korkaklığıyla, o eli asla yukarı kalkmayan ve kalkması da mümkün olmayan bir ordunun neferleriyiz. Ağırız biz, molla demeseler de olur!

- Ünlü varoluşçu Jean Paul Satre evrensel ve eşsiz felsefe kitabında bireyler için özetle "herkes kendi olduğundan sorumludur" demektedir. Bu felsefenin doğruluğunu kabul edersek ortaya ilginç insan profilleri çıkıyor ve bunların tamamen kendi yaratıcılıkları olması en azından bir "helal olsun sanayı" hakediyor!
Gerçekten de "olduğumuz kişiden" sorumlu muyuz? Cevaplanması çok güç bir soru bu. Mesela beni ele alırsak, "şu andaki ben"den hiç memnun değilim. Felsefenin beni en çok zorlayan yanı şu ki; şikayet merci de kendimim. Kimi kime şikayet ediyorum; torpil geçmem kaçınılmaz bu durumda. Satre abim, doğuştan gelen dezavantajların nasıl aşılacağına dair hiçbir kelam etmezken sadece ruhsal ve entellektüel durumumuza gönderme yapıp suya sabuna dokunmadan ortada kuyu var yandan geçmektedir. Temel felsefe olarak zorlukları aşmak için mücadele etmenin ve kendine yatırım yapmanın gerekliliğini kabul etmekle birlikte, "hıyar" olmayı seçmiş birine ne kadar sevecen davranabilirim onu düşünüyorum songünlerde kara kara...

Salı, Haziran 06, 2006

Kaç yumurta kaynatabilirsin?

- Öğrenci seçme ve yerleştirme merkezi sadece ismiyle bile amacını yeterince belli etmiyor mu, yoksa ben mi çok fesatım ?
- Yıllarca sinir olduğum, hiç araba geçmezken her ne hikmetse sonradan semtin en işlek caddesi haline gelen sokakta binbir güçlükle duraksayarak oynadığımız maça, ellerinde alışveriş torbalarıyla dalan, birkaç kişiyi hiç de zarif olmayan hareketlerle çalımladıktan sonra kaleciyle karşı karşıya kaldığı anda öküz gibi abanarak, topu zaten yokuş aşağı uzanan sahanın en dibine şandelleyenlerin yaşındayım nihayet. O günlerde büyüyünce bu iğrenç amcalardan olmayacağıma dair kendi kendime söz vermiştim. Ama şimdi iyi bir top gelirse dayanamam gibi geliyor ?
- Her kıyı, biraz da karşı kıyıdır aslında...
- Doktor hastasına 3 dakika ömrü kaldığını söyler. Hasta şaşkın haykırır "ne diyorsun doktor, 3 dakikada ne yapılır?", doktor gülümseyerek cevap verir "yumurta kaynatabilirsin." Komik mi? Bence değil, sence de değilse neden sürekli geri kalan hayatımda kaç adet yumurta kaynatabilirim diye hesaplıyorsun?
- Hugo oyununda bir efsane haline gelmiş, kaybettikten sonra Hugo' nunda .... koyiiim, senin de .... koyiiim lafını söyleyen çocuğun yüzünü görmek kısmet olmadı hiç. Venezuellada yaşanan gelişmeler sonrası, bu olay her aklıma geldiğinde nedense o çocuğun yüzünde corç dabilyu buşu görüyorum. Normal olsa gerek :)
- İki değişkenli ilişki fonksiyonunda değişkenlerden biri (adıyla çelişme pahasına) sabitse o fonksiyonun sürekli olma ihtimali yoktur, ikisi de sabitse fonksiyona gerek yoktur.
- Sevdiklerimden sevmediklerimi çıkarınca ben kalsam keşke...
- Prag havaalanında -tesadüfen- sevgili Haydar Dümen hocamızla beraber valizlerimizin gelmesini bekliyorduk ama bir türlü gelmiyordu allahsız valizler. Uzunca bir süre bekledikten sonra, "hocam valizlerimiz geç geliyor yoksa bizde bir sorun mu var" diye boktan bir espri yapmamak için kendimi sıktığımı hatırlıyorum. Bunu niye anlattım şimdi? Keşke hiç sıkmasaymışım, görüyorum ki komik olamayacakmışım zaten, bu kalibrede ciddi soru soran adam varmış memlekette...

Pazartesi, Haziran 05, 2006

Döndümse vatanıma döndüm...

Bütün ODTÜ ıslanıyordu, payımıza düşeni alıyorduk, yüzlerce kişi hep bir ağızdan söylüyorduk, ıslak ıslaktık, hiç bu kadar ıslanmamıştık ve hiç olmadığı denli ıslanmak istiyorduk, susmayalım diyorduk, yer ve gök birleşmişti biz tam çizgide duruyorduk. Islaktık, ıslanıyorduk ve daha çok ıslanmak istiyorduk...

Gecenin nemimi düşmüş gözlerine
Ne olur ıslak ıslak bakma öyle
Saçını dök sineme derdini söyle
Ne olur ıslak ıslak bakma öyle

Sürerim buluttan tarlaları
Yağmurlar ekerim göğün göğsüne
Güneşte demlerim senin çayını
Yüreğimden süzer öyle veririm
Ben feleğin şu çarkına çomak sokarım
Ben feleğin tekerine çomak sokarım
Yeter ki ıslak ıslak bakma öyle

CEM KARACA